.......................................................... .......................................................... .......................................................... .......................................................... .......................................................... .......................................................... .......................................................... .......................................................... .......................................................... .......................................................... .......................................................... .......................................................... .......................................................... .......................................................... .................................................... ........................................................

...................................................................................................................................

HUZURLU AİLE VE HUZURA DAVET MERKEZİ - Blogcu



HUZURLU AİLE VE HUZURA DAVET MERKEZİ

  • 31/10/2009 - ***DÜŞÜNEN İNSANLAR İÇİN..***


  • Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık." (Enam Suresi, 27)
    Ve derler ki: "Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık." (Mülk Suresi, 10)

     

    İşte Bu yazının amacı, 'keşke akıl etmiş olsaydık, keşke Rabbimizin ayetlerini yalanlamamış olsaydık, keşke bizi uyaranların sözlerine uysaydık, keşke…' diyecekleri ve toprak olarak yok olmayı dileyecek kadar büyük bir pişmanlık duyacakları böyle bir güne karşı insanları uyarmak ve henüz telafi imkanı varken ...Allah için yaşamaya çağırmaktır.
    Unutmayın ki, o gün hiç kimsenin pişmanlığı kimseye fayda vermeyecek ve kişiyi Allah'ın azabından kurtaramayacaktır. Bu pişmanlığı yaşamamanın tek yolu da henüz vakit varken Allah'a teslim olmak, O'nun emrettiği şekilde bir hayat sürmektir.

    Azab size gelip çatmadan evvel,
    Rabbinize yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.
    Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azab apansız size gelip çatmadan evvel.
    Zümer Suresi, 54-55)

    ........... 
    Hz. Ali'ye (r.a), birisi geldi. Adam, ölümü, tekrar dirilmeyi, ahirette hesabı, cenneti ve cehennemi inkar ediyordu. Hz. Ali'ye:
    - Ya Ali, siz müslümanlar ölüme ve ölüm ötesine inanıyorsunuz; biz ise inanmıyoruz. Siz cehennemden kurtulmak, cennete girmek için bir sürü ibadet ediyor, mal harcıyor, zahmete giri...yorsunuz. Bu zahmet değer mi? Hem ölümden sonra tekrar dirilmenin olacağı ne malum?" diye sordu.
    Hz. Ali (r.a) adamı sükunetle dinledi, sonra ona şu cevabı verdi:

    Evet, ölümden sonra dirilmek, hesaba çekilmek, cennete veya cehenneme girmek, ya senin dediğin gibi yoktur; ya da bizim dediğimiz vardır. Önce senin dediğinin doğru olduğunu düşünelim. Ölümden sonra ahiret hayatı yoksa, seninle biz aynı durumdayız. Sana da yok bize de yok. Bu arada bizim Yüce Allah için kıldığımı...z namazların, yaptığımız ibadetlerin, hayır ve iyiliklerin, güzel ahlakın, verdiğimiz zekat ve sadakaların bize bir zararı olmaz. Ama, ya ahiret varsa, bizim dediğimiz doğru çıkarsa, senin hâlin nice olur?
     
    artık düşünmek size kaldı. yine diyorum ki..
     Azab size gelip çatmadan evvel,
    Rabbinize yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.
    Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azab apansız size gelip çatmadan evvel.
    Zümer Suresi, 54-55)

     
     
    BİR İNSAN YARATILIŞI VE YARATILIŞINI DÜŞÜNMÜYORSA BU DÜNYADA OLUŞ AMACINI KAVRAYAMAZ. BU DÜNYAYA NEDEN GELDİĞİNİ, YAŞAMA AMACININ NE OLDUĞUNU VE NEREYE GİDECEĞİNİ ANLAYAMAZ...
       DEĞERLİ KARDEŞLERİM İNTERNET ÜZERİNDE HABERLEŞME İLETİŞİM ÇIĞ GİBİ BÜYÜMEKTEDİR. İNSANLAR İYİ KÖTÜ BİR ÇOK ŞEYLERİ BU ORTAMLARDA BİRBİRLERİYLE PAYLAŞMAKTADIR. ÖNEMLİ OLAN İSE İNSANIN NEYİ PAYLAŞMIŞ OLDUĞUDUR.
       BU AMAÇLA HAZIRLADIĞIM BU YAZININ BİRÇOK İNSANA ULAŞMASINI ÜMİD EDİYORUM. ÖYLEKİ, İNSANLARI İSLAMA DAVET ETMEK BİR MÜSLÜMANIN ÖNEMLİ SORUMLULUKLARINDAN BİRİDİR. İNSANLARA ALLAH'IN VARLIĞINI BİRLİĞİNİ ANLATMAK, ALLAH'IN DİNİNİ YAŞAMAYA DAVET ETMEK, ONLARA İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMAK  MÜMİNLERİN ÖNEMLİ GÖREVLERİNDEN BİRİDİR. ONUN İÇİNDİR Kİ BU YAZININ BİR ÇOK İNSANA ULŞMASINI ÜMİT EDİYORUM.
       SİZLERDEN TEK İSTEDİĞİM BU MESAJI KİŞİ LİSTENİZDE BULUNAN BÜTÜN İNSANLARA GÖNDERMENİZDİR... SAKIN BOŞ DEMEYİN.. VE..
       UNUTMAYINKİ SİZİN SAYENİZDEDE BELKİ BİR İNSAN BU YAZIYI OKURDA ALLAH'IN İZNİYLE HİDAYET BULABİLİR. ALLAH RIZASI İÇİN YAPACAĞINIZ İYİ VE GÜZEL ŞEYLER YİNE ALLAH'IN İZNİYLE SİZE YARAR SAĞLAYACAKTIR.
    SELAM VE DUA İLE.. ALLAH'A EMANET OLUNUZ....TURGUT....

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 31/10/2009 - ***AFFEDİCİ OLMAK***

  • KUR’ÂN’DA övgü ile söz edilen kulların başta gelen özelliklerinden biri de,
    birçok âyet-i kerimede geçtiği gibi, affediciliktir. Bu âyette ise,
    “öfkelendikleri zaman” kaydının da eklenmesiyle, bu özelliğe ayrı bir vurgu
    yapılmıştır.

    Affedicilik, bir mü’minin imanından gelen nitelikleri arasındadır. Çünkü bu,
    esas itibarıyla, Allah’ın sıfatlarındandır. Kur’ân ve Hadis, Yüce Allah’ı
    bize çok affedici, çok bağışlayıcı olarak tanıtır. Allah ise,
    bağışlayıcılığının eserini kulunun üzerinde görmek ister. Bu da iki şekilde
    olur:

    Bir yandan kul, kendi kusurları nedeniyle Allah’ın affına muhtaç olduğunu
    bilir ve tevbe ile, istiğfar ile Onun rahmetine müracaat ederek bağışlanma
    ister.

    Bir yandan da, Allah’ın kullarına karşı bizzat kendisi affedici olmaya
    çalışır; onların kusurlarını örter ve affeder. Böylece, Rabbinin
    affediciliğine, bir başka şekilde, kendi davranışlarıyla bir ayna olmuş
    olur. Bu ise onu Rabbinin affına daha da çok yaklaştırır. İnsanlara karşı
    kusur örtücü ve bağışlayıcı olan bir kimsenin, Rabbinden bağışlanma ummaya
    elbette ki daha fazla hakkı vardır.

    Kur’ân eğer bir davranışı modelini bize örnek olarak göstermişse,
    yaratılışımız için en uygun şeyin o davranış biçimi olduğundan şüphe
    edilmemelidir. Zira Kur’ân ve yaratılış, sık sık değindiğimiz gibi,
    karşılıklı olarak birbirini şerh eder. Kur’ân “Affedici olun” buyurduğunda,
    insanın yaratılışı da bunu tasdik eder; hem bireysel, hem de toplumsal
    hayattaki sonuçlarıyla, affediciliğin insan için en doğru bir hayat tarzı
    olduğunu gösterir.

    Yapılan çok sayıda araştırma, affetmesini bilen insanların, kanser ve kalp
    hastalıkları da dahil olmak üzere, pek çok sağlık sorunuyla daha rahat bir
    şekilde baş edebildiklerini göstermiştir.

    Kin-nefret-öfke-acı döngüsünü kırarak insanı bir barış atmosferine
    kavuşturan bu özellik, aynı etkiyi insan toplulukları üzerinde de
    yapmaktadır. Yine araştırmalar, affediciliğin yaygın olduğu toplumlarda suç
    oranının da düştüğünü ortaya çıkarmıştır.

    Affetmek güzeldir, ama kolay değildir. Hele öfkesi galeyan halinde iken
    affedebilmek hiç kolay değildir.
    Ancak Kur’ân bize bunu hedef olarak gösteriyor.

    Kur’ân’ın gösterdiği bu hedef ise, ciddî bir eğitime, bir nefis terbiyesine
    ihtiyaç gösteriyor.

    Ve insanlar ancak böyle bir olgunlaşma sürecinden geçip de bir özgüvene,
    güçlü bir kişiliğe kavuştuktan, kendisiyle ve hayatla barışık hale geldikten
    sonra, affediciliği bir ilke olarak hayatlarına yansıtabiliyorlar.

    Gerçekten de, affetmek güçlü insanların işidir. Zayıflar asla affedici
    olamazlar. Bir kısım toplulukların, fanatik grupların, hattâ bazı ulusların,
    uğradıkları haksızlıkların şokundan bir türlü sıyrılamayışları ve intikam
    duygularından kendilerini kurtaramayışları işte bu yüzdendir.

    Affedicilik güçlü insanların özelliği olduğuna göre, insan ne derece güçlü
    bir manevî yapıya sahipse, affetme potansiyeli de o derece yüksek demektir.
    Kur’ân ve Hadis ise, bu konuda insanın önüne alabildiğine geniş bir gelişim
    ufku açmakta, ona son derece ileri hedefler göstermektedir. “Hizmetçimi
    günde kaç defa affedeyim?” diye soran birisine, Peygamberimiz, “Hergün
    yetmiş defa” cevabını vermiştir.[1]

    Bu cevap, affedicilikte bir üst sınır olmadığını gösteriyor. Başka bir
    ifadeyle, biz ne kadar affa muhtaç isek, o kadar affedici olmalıyız da
    diyebiliriz. Zira bizim insanlara karşı muamelemiz, Allah’ın huzurunda
    karşılaşacağımız muamelede belirleyici rol oynayacaktır.

    Şunu da unutmamak gerekir ki, bu İlâhî ahlâktan ne kadar nasip sahibi
    olabilirsek, Allah katında da, insanlar arasında da o kadar değere sahip
    olmuşuz demektir. Bunu Allah’ın Resulü haber veriyor:

    “Allah, affeden kulun değerini arttırır.”[2]
    Ümit Şimşek
    [1] Ebû Dâvud, Edeb: 123; Tirmizî, Birr: 31.
    [2] Müslim, Birr: 69; Tirmizî, Birr: 82.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 20/9/2009 - ***RAMAZAN BAYRAMI***

  •      Ramazan Bayramı
    Bayram insanları kaynaştırıp biraraya getiren en güzel vesilelerden biridir. Öyle ki, bayramda şahlanan yardımlaşma ve hediyeleşme ruhu yalnızca hayatta olanlara bağlı kalmaz, dünyadan gidip kabirlerinde bir Fatiha bekleyenlere kadar uzanır. Onların bu dileğini yerine getirmek için mü'minler bayramda kabirleri ziyaret ederler; ruhlarına Kur'ân'lar, Fatihalar ve dualar okuyarak onları da sevindirirler.
        Ramazan Bayramının mü'minler arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü Ramazan Bayramı, hergün tutulan orucun iftar vaktindeki sevinci gibi, tutulan bir aylık orucun toplu bir iftar sevincini ifade eder. Bir ay gibi uzun bir süreyle, özellikle Ramazan'ın yaz mevsimine denk geldiğinde sıcak günlerde nefislerine oruç tutturan mü'minler, sabır imtihanını vererek manevi sorumluluktan kurtulmanın sevincini Ramazan Bayramında yaşama imkânına kavuşurlar.

      Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır" mealindeki hadise dayanarak Ramazan ve Kurban bayramları bayram namazlarının kılınmasıyla başlar.
       Her vesile ile bizleri ibadete ve ahiret amellerine teşvik buyuran Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, yılın iki bayram gecesinde kalkıp ibadet etmeyi tavsiye ederlerdi. Bu gecelerde uyanık bulunmanın, kalbin uyanıklığına vesile olduğunu bildirirlerdi. Bunu bir hadis-i şeriflerinde şöyle ifade etmişlerdi: "Sevabını Allah'tan umarak iki bayram gecesinde kalkıp ibadet eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez."   
     

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 16/9/2009 - ***KADİR GECENİZ MÜBAREK OLSUN.***


  • Kur'ân-ı Kerim'in inmeye başladığı Ramazan ayı'nın 27. gecesi büyük bir ihtimalle Kadir Gecesidir. İslâm'da en kutsal ve faziletli gece Kadir gecesidir. Kadir gecesi, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan (83 yıl) daha hayırlıdır. Kur'ân-ı Kerim de bu gecenin faziletini belirten müstakil bir sûre vardır. Bu sûrede yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
    RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA,
    "Doğrusu biz Kur'ân'ı Kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. " (Kadir sûresi: 1-5)

    Ebû Hüreyre (r.a)'nin rivâyet etmiş olduğu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
    "Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve alacağı sevabı Allah'tan bekleyerek ibadet ve taatla geçirirse geçmiş günahları bağışlanır" (Buhârî, Kadir, 1).
    Hz. Aişe (r.a.) validemiz demiştir ki; 
    "Rasûlüllah (s.a.s)'e:
    - Ey Allah'ın Rasûlü! Kadir gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?" diye sordum. Rasûlüllah (s.a.s):
    - Allahümme inneke afüvvün tuhıbbü'l-afve fa'fu annî: (Allah'ım sen çok affedicisin, affı seversin, beni de affet)" diye dua et buyurdu" (Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VI, 314).

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 21/8/2009 - ***RAMAZAN-I ŞERİFİNİZ MÜBAREK OLSUN***

  • Ramazanı şerifiniz mübarek olsun. hayırlara vesile olsun.
                 RAMAZANA DAİR HADİS-İ ŞERİFLER.

    Amr İbnu’l-Âs (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu:
    “Bizim orucumuz ile Ehl-i kitabın orucu arasındaki en önemli fark sahur yemeğidir.”
    (Müslim Siyam 45; Ebû Dâvûd, Savm 15)
    İbni Abbas (r.a.) şöyle dedi:
    “Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.”
    ( Buhârî, Savm 20; Müslim Siyam 45)
    İbni Abbas (r.a.) şöyle dedi:
    “Rasûlullah insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazanda Cebrâil’in, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil (a.s.), Ramazanın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah Cebrâil ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgardan daha cömert davranırdı.”
    ( Buhârî, Savm 7; Müslim Fezail 48, 50 )
    Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu:
    “Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da bağlanır.”
    ( Buhârî, Savm 5; Müslim Siyam 1,2,4,5)
    Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu:
    “Kim faziletine inanarak ve karşılığını ’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”
    ( Buhârî, îman 28, Savm 6; Müslim, Siyam 203)
    Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu:
    rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar.”
    ( Buhârî, Cihad 36; Müslim, Siyam 167-168)
    Sehl İbnu Sa’d (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Nebî şöyle buyurdu:
    “Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. ‘Oruçlular nerede?’ diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse girmez.”
    ( Buhârî, Savm 4; Müslim, Siyam 166)
    İbni Ömer (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu:
    “İslam dini beş esas üzerine kurulmuştur: ’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in (s.a.v.) ’ın rasûlu olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.”
    Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu:
    “Aziz ve celil olan ‘İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim’ buyurmuştur. Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin. Muhammed’in (s.a.v.) canı kudret elinde olan ’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, katında misk kokusundan daha güzeldir. Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır.”
    ( Buhârî, Savm 9; Müslim, Siyam 163)

       MÜBAREK AYA DAİR HERŞEYİ ZİYARETÇİ DEFTERİNİ KULLANARAK BİZLERLE PAYLAŞABİLİRSİNİZ...
       SELAM VE DUA İLE
                                                                                             ... TURGUT...

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 18/7/2009 - ***MİRAÇ KANDİLİ***

  • VARLIĞI EBEDİ OLAN, MERHABET SAHİBİ, ADALETLİ YÜCE ALLAH(cc) KENDİNE DUA EDENLERİ GERİ ÇEVİRMEZ. DUALARINIZIN RABBİN YÜCE KATINA İLETİLMESİNE VESİLE OLAN MİRAÇ KANDİLİNİZ HAYIRLARA VESİLE OLSUN. MÜBAREK OLSUN...TURGUT...
      Aşağıda miraç gecesinde gerçekleşen mübarek mucizeler ve peygamberimiz (sav) mübarek yolculuğu anlatılmaktadır selam ve dua ile....
    NOT: Kandil mesajlarınızı ziyaretçi defterini kullanarak bizimle paylaşabilirsiniz...

    PEYGAMBERİMİZ (SAV) DİLİNDEN MİRAÇ GECESİ.. “Bir gece halam Ummühânî’nin evinde (bir rivayete göre Kabe’de) iken Cebrail (a.s.) geldi. ‘Ey muhterem nebi! Rabbin huzuruna varmak için kalk, melekler seni bekliyor.’ dedi. Göğsümü göbeğime kadar yardı. Kalbimi çıkarıp, iman dolu bir altın tasta yıkadı. Tekrar yerine koydu. Bundan sonra katırdan küçük ve merkepten büyük, beyaz renkte “Burak” isminde bir hayvana bindirildim. Bu hayvan, her adımını, gözün görebildiği son noktaya atıyordu. Bir anda Mescid-i Aksa’ya geldik. Cebrail, Burak’ı, bütün peygamberlerin hayvanlarını bağladıkları bir halkaya bağladı. Mescidde diğer peygamberlerin ruhları temessül etti. Bize selâm verdiler. Ben de selâmlarına karşılık verdim. Cebrail bana, ‘Öne geç ve nebilere iki rekât namaz kıldır.’ dedi. Ben de imam olup namazı kıldırdım. Cebrail bana biri süt, biri şarap dolu iki kap getirdi. Ben sütü içince, ‘Yaratılışına uygun olanı seçtin.’ dedi.” Ebu Said-i Hudrî’nin rivayetine göre, Peygamber Efendimiz şöyle devam ettiler: “Bundan sonra bir Miraç (merdiven) getirildi ki, ben ondan güzel bir şey görmedim. Cebrail, beni bu merdivenden Hafaza kapısına kadar çıkardı. Burada Cebrail, semanın açılmasını istedi ve orada şöyle bir konuşma geçti. İçerden soruldu: - Sen kimsin? - Ben Cebrail’im. - Yanındaki kim? - Muhammed (s.a.s.) - Ya! O, Resul olarak gönderildi mi? - Evet. Hemen kapıyı açtılar ve beni selâmladılar. Bir de ne göreyim! Semayı muhafaza eden İsmail isminde müekkel büyük bir melek, yanında yetmiş bin melek ve o meleklerden her birinin yanında da yüz bin melek var. Bunlardan ayrılınca; bünyesi, yaratılışından beri hiç değişmemiş bir adamın yanına geldim. ‘Ya Cebrail, bu kimdir?’ diye sorduğumda, ‘Baban Adem’dir.’ diye cevap verdi. O, bana selâm verdi ve, ‘Hoş geldin ey salih nebi, ey salih evlat!’ diye karşıladı. Sonra, ikinci semaya çıktık. Orada Yusuf (a.s.) ile buluştuk. Yanında, ümmetinden kendisine tâbi olanlar da vardı. Yüzü ayın ondördü gibi aydındı. Onunla da selâmlaştık.” Peygamber Efendimiz, üçüncü semada Yahya ve İsa (a.s.) ile; dördüncü semada İdris (a.s.) ile, beşinci semada Harun (a.s.) ile ve altıncı semada ise Hz. Musa (a.s.) ile görüşür. Resulü Ekrem, anlatmaya devam ediyor: “Daha sonra yedinci semaya geçtik. Orada İbrahim (a.s.) ile buluştum. Sırtını Beytü’l-Ma’mûr’a dayamış; beni selâmladı. ‘Hoş geldin ey salih nebi!.. Hoş geldin ey salih evlât.’ dedi. Burada bana denildi ki, ‘İşte senin ve ümmetinin mekânı.’ Sonra Beytü’l-Ma’mur’a girdim, içinde namaz kıldım. Bu beyti her gün yetmiş bin melek tavaf eder ve bir daha kıyamete kadar tavaf için bunlara sıra gelmez.” Peygamberimiz, yedinci semada gördüklerini anlatmaya devam ediyor: “Burayı gezerken bir ağaç gördüm ki, bir yaprağı bu ümmeti bürür. Ağacın kökünden bir memba akıyor ve ikiye ayrılıyordu. Cebrail’e bunu sorduğumda dedi ki: ‘Şu Rahmet Nehri, şu da Allah (c.c.)’ın sana verdiği Kevser Havuzu’dur.’ Rahmet Nehri’nde yıkandım. Geçmiş ve gelecek günahlarım affedildi. Sonra, Kevser yolunu tutarak cennete girdim. Orada gözün görmediği, kulağın işitmediği, beşerin hayal ve hatırına gelemeyecek şeyler gördüm. Bundan sonra Sidretü’l-Münteha’ya kadar çıktık. Sidre’den yükselince Cebrail durakladı ve, ‘Ya Muhammed, yemin ederim ki, ben buradan bir karış ileriye geçersem yanarım. Benim buradan ileriye geçmeye takatim yoktur.’ dedi.” İnsanlığın İftihar Tablosu, lâhut âleminin bu en yüksek yerinde “Refref” denilen bir vasıtayla Allah’ın dilediği yere gelir. Bir rivayette, Peygamberimiz şöyle buyururlar: “Sidre’den sonra öyle bir yere yükseldim ki, kaza ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesleri duydum. Arş’ın altına geldiğimde, Arş’ın üstüne baktım; ne zaman var, ne mekân, ne de cihet. Rabbimin şu lâhutî sesini işittim; “Yaklaş ey Muhammed! Ben de Kâbe Kavseyn miktarı yaklaştım. Rabbimin ilhamı ile şunları okudum: “Ettahiyyatü lillahi, vessalavatü, vettayyibatü’ (En güzel tahiyye Allah’a mahsustur. Bedenî ve malî ibadetler de O’na lâyık ve mahsustur.) Bunun üzerine Allah (c.c.) şu mukabelede bulundu: “Es-selâmü aleyke eyyühen-nebiyyü ve rahmetullali ve berekâtühü.’ (Ey nebî, selâm sana olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi de sana olsun.) Ben tekrar; ‘Esselâmü aleynâ ve ala ibadillahissalihine. Eşhedüenlâ ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühu ve ressulühu.’ (Selâm bizim ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun. Ben şehadet ederim ki, Allah birdir. Ondan başka ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed, Allah’ın kulu ve elçisidir.) dedim.” Resûlullah Efendimiz, Rabbinden birçok vahiyler alarak, aynı yollardan geri döner. Hz. Musa’nın yanına gelince; Hz. Musa, “Allah sana neler emretti?” diye sorar. Peygamberimiz de, elli vakit namazla emrolunduğunu söyler. Hz. Musa, “Ya Resulallah, elli vakit namaz, çoktur. Bu, senin ümmetine ağır gelir, yapamazlar. Rabbine iltica et de hafifletsin.” der. Bunun üzerine, Peygamberimiz tekrar geri dönüp, namazın hafiflemesini diler. Önce on vakit kaldırır. Peygamberimiz, Hz. Musa’nın yanına gelip durumu bildirince; Hz. Musa, bunun da çok olacağını söyler. Bu minval üzere Peygamberimiz birkaç kere geri dönerek Rabbine iltica eder ve böylece; namaz beş vakte kadar indirilir. En sonunda Peygamber Efendimiz Mekke’den ayrıldığı noktaya getirilir. (Buhari, Salât, 8; Bed’ü’l-halk, 6; Mi’râc, 42; Tevhid, 37; Menakıb, 41; Müslim, İman, 75; Şevkânî, 5/123/124; Taberî, 15/5)

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 23/4/2009 - ***FINDIK KABUĞUNUN İÇİNDE ALLAH(cc) YAZISI***


  • Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Geçenlerde tatlı için fındık hazırlarken başımda geçen bu değerli hadiseyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
          YÜCE ALLAH'ın mübarek isminin yazılı olduğu ve resimde gördüğünüz bu hadiseyle karşılaştım.  video ve resimlerini çekerek arşivime ekledim. Ve bu konuyu sizlerle paylaşmak istedim.
           YÜCE RABBİM Sana ne kadar şükretsek azdır. Bizleri senin rızana uygun yaşayarak bu misafirhane dünyadan göçen kullarından eyle. ve bizleri o mübarek elçi canımız herşeyimiz olan o kutlu peygambere laik ümmet eyle. AMİN. AMİN. AMİN.....
            Unutmayınızki: bizler hepimiz birer imtihana tabiyiz. yarın yaptıklarımızın hesabını tek tek vereceğiz. Yarın her insan YÜCE ALLAH'ın huzuruna tek başına çıkıp hesabını verecektir.
            Benim bütün insanlara önemli tavsiyem ;
    NAMAZ'ır lütfen namazınızı terk etmeyiniz. çünkü NAMAZ bu dünyadan götüreceğiniz. çok değerli bir anahtardır.
      SELAM VE DUA İLE...
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 24/12/2008 - ***O inkâr edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler. On

  •  

    Boş ve yararsız işlerle ömürlerini geçiren gaflet içindeki insanların ahiretteki pişmanlıkları Kuran'da bildirilmiştir:

        O inkâr edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler. Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İleride bileceklerdir. (Hicr Suresi, 2-3)
        
         Allah Peygamberimiz (sav)'in üstün ahlakını ve Müslümanlara olan düşkünlüğünü bir Kuran ayetinde şöyle bildirmiştir:
        Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. (Tevbe Suresi, 128)
       
         Allah'a karşı derin bir korku duyan kişi, insanların arasında bulunduğu zaman da, kimsenin görmediği ortamlarda da Allah'ın sınırlarını aynı titizlikle korur:
        Günahın açıkta olanını da, gizlisini de terk edin. Çünkü günahı kazananlar, yüklenegeldikleri nedeniyle karşılık göreceklerdir. (Enam Suresi, 120)
     
         Allah inananlara, kendi aleyhlerinde de olsa adaletli davranmalarını emretmiştir:
        Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza   uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 135)
     
         İman eden ve Allah'tan korkup sakınanlar, ahirette cennetle müjdelendikleri gibi, bu dünyada da Allah'ın lütuf ve ikramından, nimetlerinden en güzel şekilde yararlandırılırlar: 
        Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.
    (Nahl Suresi, 97)
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 25/11/2008 - ***VİCDANINIZIN SİZİ DOĞRUYA ÇAĞIRAN SESİNİ DİNLEYİNİZ***


  • Allah her insanı dünyadaki imtihan gereği nefisle yaratmıştır. Kuranda nefsin iki ayrı yönü olduğu; bir yönünün insanı Allahın yolundan alıkoyan bencil tutku ve hırslar anlamına gelen hevadan, öteki yönünün ise vicdandan oluştuğu bildirilir:

        Nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene.  Sonra ona fücurunu  (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.   (Şems Suresi, 7-10)
        Vicdan, her insana güzel olan tavrı ve düşünceyi söyleyen, bir insanın sağlıklı muhakemede bulunmasını, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt edebilmesini sağlayan manevi bir özelliktir.
        Vicdanın önemli bir özelliği tüm insanlarda ortak olmasıdır. Başka bir ifadeyle, bir insanın vicdanına göre doğru olan, aynı koşullar söz konusu olduğu sürece diğer insanların vicdanları için de geçerlidir. Vicdanlar hiçbir zaman çatışmaz. Bunun nedeni ise vicdanın kaynağıdır; vicdan Allahın ilhamıdır. Allah, her insana vicdanı aracılığı ile Kendisinin hoşnut olacağı en doğru ve en güzel tavırları bildirmektedir.
        Vicdanın en önemli özelliklerinden biri ise insanın kendi kendine doğruyu bulmasına yardımcı olmasıdır. Vicdan, kimse göstermese de insana doğruyu gösterecektir; ancak önemli olan insanın vicdanına başvurması, onun ne dediğini dinlemesi ve söylediklerini eksiksizce uygulamasıdır.
        Herşeyden önce şunu unutmamak gerekir: Her insan şuur sahibi olduğu andan itibaren Allahın kendisine ilham ettiği vicdanının söylediklerinden sorumludur. Etrafındaki olayları idrak etmeye başlayan, muhakeme yeteneği kazanan her insan artık vicdanını duyacak, nefsi ile vicdanını ayırt edebilecek yeteneğe ve vicdanına uyabilecek iradeye sahip olmuş demektir. Artık bundan sonra karşılaştığı olaylar esnasında seçtiği yoldan hesap günü sorgulanacaktır; vicdanına uyuyorsa Allahın sonsuz cennetine layık görülecek, nefsine uyuyorsa kapıları kilitlenmiş sonsuz bir ateşle karşılaşılacaktır.
        Tüm bunlara rağmen insanların büyük kısmı dünyada iken vicdanlarıyla açıkça fark ettikleri, belki de kendilerine defalarca hatırlatıldığı ve hiçbir engelleri olmadığı halde, nefislerine uyarak bile bile Allahın dosdoğru yolundan yüz çevirirler. Elbette vicdanen doğru olanı yapmadıklarının farkında olan bu kimseler, kendilerine doğruyu fısıldayan vicdanlarını susturmak, onu rahatlatmak, suçluluk duygusunu bastırmak için çeşitli mazeretler ileri sürerler.
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 4/10/2008 - ***İMTİHAN DÜNYASINDAYIZ. HEPİMİZE BİRGÜN YAPTIKLARIMIZ TEK TEK


  • İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?" (Ankebut Suresi, 2) 

    Bu ayette Allah, “iman ettim” diyen kullarını dünya hayatında imtihan edeceğini bildirmektedir. Allah insanlardan gerçek ve samimi bir iman istemektedir. Bu ise kişinin yalnızca "ben inandım" demesiyle elde edilemez. İnsanın dünyadaki vazifesi, Yüce Allah'a ve ahirete iman etmek, Kuran'da belirtildiği şekilde güzel ahlak sahibi bir insan olmak, Allah'ın sınırlarını korumak ve O'nun hoşnutluğunu kazanmaya çalışmaktır. Dolayısıyla her insan, Allah'a ve O'nun dinine gerçekten inandığını, şeytanın kendisini saptırmak için göstereceği bütün çabalara rağmen doğru yoldan dönmeyeceğini göstermelidir. Aynı şekilde inkarcılara uymayacağını, kendi nefsinin tutkularını Allah'ın rızasına tercih etmeyeceğini de ispatlamalıdır. Bunu ise karşılaştığı olaylara verdiği tepkilerle ortaya koyacaktır. Allah, din ahlakını yaşamayı kabul eden insanın karşısına sabretmesi gereken bazı zorluklar çıkaracak, bunlara karşı gösterdiği tavırlarla onu imtihan edecektir.

    "Gerçek bu iken mümin, karşısına çıkan her olaya imtihan gözüyle bakmalı, Allah'a tevekkül etmeli ve O'nun rızasına uygun olan tavrı göstermelidir. Allah Kuran'da müminleri korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğini bildirmektedir." (Bakara Suresi, 155)

    Sadece zorluklar değil, dünya hayatındaki nimetler de Allah'ın birer imtihanıdır. Allah verdiği her nimetle beraber insanın Kendisi'ne şükredici olup olmadığını da dener. Nimetlerin yanında, Allah insanın karşısına hayatı boyunca, karar vermesi gereken pek çok olay çıkarır. Elbette yaşadıklarının bir imtihan olduğunun farkında olan ve Allah'ın rızasına uygun olduğunu düşündüğü şekilde karar veren müminler bu imtihanı kazanmayı ve Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi cennet hayatı ile mükafatlandırılmayı umabilirler.

    Dünyadaki imtihan ortamında, müminler, vicdanlarının sesini dinleyip, Allah'ın kendilerini denemeden geçirdiğini hiçbir şekilde unutmamalıdırlar. Samimi kalple Allah'a yönelen bir insan, karşısına ne tür zorluk çıkarsa çıksın, mutlaka bir kolaylıkla karşılaşacak ve Allah'ın izniyle doğruyu bulacaktır. Bu imtihan dünyasının en büyük sırlarından biri, iman edenler için mutlak bir kazançla noktalanmasıdır. En büyük kazançlardan biri ise, iman edenlerin bu denemeler karşısında gösterdikleri güzel ahlak, cesaret ve metanetin, onların ahiretteki karşılıklarını ve derecelerini artıracak olmasıdır.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    YER YÜZÜNDEKİ HER VARLIK BİR KİTAPTIR. BİR İNSAN BU KİTAPLARI OKUMA DÜŞÜNCESİNE SAHİPSE NE MUTLU... BU SAYFALARI YALNIZCA RABBİMİN RIZASINI KAZANMAK İÇİN HAZIRLADIM.. BU SAYFALARDAN ALINTI YAPMAK SERBESTİR... BİR ÇOK İNSANA TAVSİYE EDEBİLİRSİNİZ.. UNUTMAYINKİ SİZİN SAYENİZDEDE ALLAH RIZASI İÇİN BİR İNSAN HİDAYET BULABİLİR.. ALLAH RIZASI İÇİN YAPACAĞINIZ HERŞEY, YİNE ALLAHIN İZNİYLE SİZLERE FAYDA SAĞLAYACAKTIR.. SELAM VE DUA İLE...KARDEŞİNİZ TURGUT.

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS
  • İSTANBUL TÜRKİYE VE HUZURA DAVET MERKEZİ.
  • FLAŞ TANITIMLAR..
  • BAŞKA BİR SAYFA HUZUR DOLU ZİYARET EDİNİZ.
  • GÜZEL BİR EZGİ. (İNGİLİZCE)..
  • BİLİM ADAMLARI DİYORKİ...
  • BİLGİSAYARINIZ BESMELEYLE AÇILSIN İSTERMİSİNİZ. TIKLAYINIZ...
  • KURANDA ÖRTÜNME EMRİ...
  • AÇIKLAMALI FLAŞ TANITIMLAR.
  • AYETLERLE KURAN BİLGİSİ.
  • İSLAMİ FORUM SONSUZLUK ORG
  • DEVEDEKİ YARATILIŞ MUCİZESİ.
  • YUNUSTAKİ TASARIM.
  • KEMİKTEKİ TASARIM..
  • BAL ARISI MUCİZESİ...
  • KUTUP AYILARINDAKİ MÜKEMMEL TASARIM..
  • İNSAN VÜCUDUNDAKİ MUCİZELER...
































    Create Your Own Custom Message

  • HUZURLUAİLE
    SAKIN UNUTMAYIN...! Tek İlah Allah'tır... Tek Yol Gösterici Kuran'dır ... Her Anınız Kaderde Yazılıdır ... Şeytanı Varlığını Unutmayın ... Dünya: Geçici Bir İmtihan Yeri ... Her An Ölebileceğinizi unutmayın ... Kıyamet ve Hesap günü ... Azap Mekanı Cehennem... Mükafat Yurdu Cennet ... Allah'a Dua Etmeyi Unutmayın!... Allah'a Karşı Daima Samimi Olun... Bağışlanma Dilemeyi Unutmayın ... Öğüt ve Hatırlatma Fayda Verir ... Tüm Canlıları Allah Yaratmıştır ...
    PEYGAMBERİMİZ (SAV.) İN VEDA HUTBESİ.. "Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha buluşamayacağım. Ey insanlar; bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise; canlarınız, mallarınız, ırzlarınız da öyle mukaddestir, her türlü saldırıdan emindir. Ashabım! Yarın Rabbiniz'e kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenlerden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur. Ey ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermek gerekir. Ne zulmediniz ve ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyeden kalma bu çirkin adetlerin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmuttalip oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir. Ashabım! Cahiliye döneminde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. İlk kaldırdığım kan davası da Abdulmuttalib'in torunu (yeğenim) Rebia'nın kan davasıdır. Ey insanlar! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyetini kurmak gücünü ebedi surette kaybetmiştir. Fakat siz bu kaldırdığım şeyler dışında küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bundan sakınınız. Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve ismetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; aile yuvasını sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa onları öğütle sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir şekilde her türlü giyim ve yiyeceklerini temin etmenizdir. Müminler! Size bir emanet bırakıyorum ki siz ona sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiçbir zaman şaşırmazsınız. O emanet Allah'ın kitabı Kuran'dır. Müminler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi öğreniniz. Müslüman Müslümanın kardeşidir, böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. İnsanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet cezası vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların düşmanlığına uğrasın. Cenab-ı Hak bu insanların ne tevbelerini ne de adalet şehadetlerini kabul eder. Ey insanlar! -Yarın beni sizden soracaklar. Ne diyeceksiniz? -Allah'ın risaletini tebliğ ettin; vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve nasihatte bulundun diye şehadet ederiz. Resulullah (sav) şehadet parmağını göğe kaldırarak üç kez: -Ya Rab şahid ol! Ya Rab şahid ol! Ya Rab şahid ol! (buyurarak Arafat'taki hutbesini tamamladı.
    PEYGAMBERİMİZ (SAV) TEBLİĞ MEKTUPLARI.... De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız." (Al-i İmran Suresi, 64) Habeşistan Necaşisine Gönderilen Mektup Hz. Muhammed (sav)'in Habeşistan Kralı Ashama'ya hitaben yazmış olduğu mektup, Müslümanların Hıristiyanlara bakış açısını göstermesi açısından son derece önemlidir. Ashama, Hz. Muhammed (sav)'in mektubunun ve Müslüman elçilerle yaptığı konuşmaların sonrasında, ülkesine sığınan Müslümanları koruyan bir politika izlemiştir. Peygamberimiz (sav), mektupta şöyle buyurmuştur: Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla, Allah Resulü Muhammed'den Habeş Necaşisi Ashama'ya. Kendisi'nden başka İlah bulunmayan gerçek Hükümdar, Mukaddes, Selam, Koruyucu, Kurtarıcı olan Allah'ın övgüsünü sana iletirim. Tasdik edip şehadet ederim ki; Meryem oğlu İsa Allah'ın Ruhu ve Kelimesi'dir. Kendisine dokunulmamış Meryem'e nasib edilmiştir. Böylece Meryem İsa'ya hamile kalmış, Allah Teala da Ruh ve Nefesi'nden olmak üzere Adem'i nasıl yarattıysa onu da öylece yaratmıştır. Seni Tek olan ve Eşi bulunmayan Allah'a çağırıyorum. O'na itaat konusunda karşılıklı yardıma çağırıyorum. Beni takib et, bana uy ve bana gelen şeye iman et. Muhakkak ki ben, Allah'ın Resuluyüm. Bu nedenle seni ve etrafında bulunan askerlerini Allah'a iman etmeye davet ediyorum. Nasihat ve sözlerim size ulaşınca kabul etmenizi tavsiye ederim. Amca tarafından yeğenim olan Cafer'i yanında az sayıda Müslüman grubuyla beraber sana doğru yola çıkarıyorum. Selam gerçek hidayet yolu üzerinde bulunanlara olsun. Peygamberimiz (sav)'in Mısır'da Mukavkıs'a Gönderdiği Mektup Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla, Allah'ın kulu ve Resulü Muhammed'den, Kıbtilerin Büyüğü Mukavkıs'a. Allah'ın Selamı; hidayet yoluna girmiş bulunanların üzerine olsun. Buna göre Ben, Seni tam bir İslam daveti ile çağırıyorum. İslam'a gir. Sonunda emniyet ve selamet içinde olursun. Bunun karşılığında Allah sana iki defa sevab verecektir. Şayet bundan kaçınacak olursan bütün Kıbtilerin günahı senin üzerinde toplanacaktır Bizans İmparatoru Heraklius'a Gönderilen Mektup Hz. Muhammed (sav)'in, Bizans İmparatoru Heraklius'a gönderdiği mektup da Ehl-i Kitab'a yapılacak davette Kuran'dan ayetlerin kullanılmasının gerektiğini gösteren hikmetli bir örnektir. Peygamber Efendimiz (sav), mektubunda daha önce aktarılan Al-i İmran Suresi 64. ayetini, yazarak tebliğ yapmıştır. Bismillahirrahmanirrahim, Allah'ın kulu ve elçisi Muhammed'den, Bizanslıların büyük reisi Herakliyus'a: Selam hakikat yolunu izleyene (olsun)! İlave edeyim ki, seni bütün olarak İslam'a davet ediyorum. İslam'ı kabul et ki felah bulasın. İslam'ı kabul et ki Allah değerini iki kat artırsın. Ama eğer kaçınırsan, tebeanın günahı da senin üzerine yüklenecektir. Ve siz, ey Kitab-ı Mukaddes'in insanları (Ey Ehl-i Kitab!) sizinle bizim aramızda aynı olan bir söze doğru geliniz; ki biz ancak Allah'a taparız, Ona hiçbir şeyi ortak koşmayız ve aramızda kimse kimseyi, Allah'ın dışında sahib (Rab) edinmez. Şimdi, eğer kaçınırlarsa, şöyle deyiniz: Şahit olun biz Müslümanlardanız (Allah'a teslim olanlarız). İran İmparatoru Kisra'ya Gönderilen Mektup Hz. Muhammed (sav) müşrik toplulukların liderlerine gönderdiği mektuplarında onlara sonsuz ilim sahibi Allah'ın tek İlah olduğunu ve kendisinin de O'nun elçisi olduğunu tebliğ etmiştir. Ehl-i Kitap olan topluluklardan farklı olarak müşrik toplumlara yollanan bu mektuplarda Yüce Allah'ın varlığı ve birliği ana konu olarak vurgulanmıştır. Bismillahirrahmanirrahim, Allah Resulü Muhammed'den, İranlıların büyüğü Kisra'ya: Selam, hakikat yolunu izleyip Allah'a ve Resulüne iman edenlerin ve Allah'tan başka İlah olmadığına, O'nun bir ve ortaksız olduğuna ve Muhammed'in O'nun kulu ve Resulü olduğuna şehadet edenlerin üzerine olsun! Seni İslam'ı kabule çağırıyorum. Zira Ben, Allah'ın, canlı olan herkesi uyarmak ve ilahi kelamın kafirlere karşı hükmünü tamamlaması için tüm insanlara gönderdiği elçisiyim. Şimdi İslam'a teslim ol ve felaha er. Ama eğer reddedersen, o zaman Mecusilerin günahları da senin üzerine olacaktır. Uman Melikleri Ceyfer ve Abd'e Gönderilen Mektup Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla, Allah Resulu Muhammed'den, Culanda'nın iki oğulları Ceyfer ve Abd'e: Selam, hakikat yoluna tabi olanlar üzerine olsun! Sizin her ikinizi İslam'ın davetine çağırıyorum. İslam'a tabi olun ve kurtuluşa erin. Zira ben, Allah'ın tüm canlıları uyarmak üzere ve vaadini kafirler üzerine tamamlaması için tüm insanlığa gönderdiği elçisiyim. Şimdi, eğer her ikiniz de İslam'ı tanırsanız, her ikinize de iktidar vereceğim. Ama ikiniz de (İslam'ı) kabul etmeyi reddederseniz, ikinizin de krallığı sizden uzaklara yok olup gidecektir, süvarilerim, ülkenizde ordugah kuracaklar ve peygamberlik vasfım krallığınıza galip gelecektir. El Ahsa Valisi El Münzir'e Gönderilen Mektup Bismillahirrahmanirrahim. Allah Resulü Muhammed'den, El-Münzir b. Sava'ya! Selam üzerine olsun. Seni, kendisi dışında hiçbir ilah olmayan tek bir Allah'a hamd etmeye çağırıyorum ve ilan ediyorum ki, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur ve Muhammed O'nun kulu ve Resulüdür. Sana Kadir-i Mutlak ve Şanı Yüce Allah'ı hatırlatırım ki; zira kim iyi bir nasihate kulak verirse kendi iyiliği içindir; ve kim benim elçilerime itaat eder ve emirlerine uyarsa bizzat bana itaat etmiş olur. Ayrıca, kim onlar hakkında iyi düşünürse benim hakkımda iyi düşünmüş olur. Muhakkak benim elçilerim seni övmüşlerdir. Ben de senin halkına şefaatini kabul ediyorum. Şimdi, Müslüman olmadan evvel sahip oldukları şeyleri Müslümanların elinde bırak. Ve ben suçluları affediyorum. Şimdi sen de onların pişmanlıklarını kabul et. Biz ise, sen iyi davrandığın sürece seni görevden azletmeyeceğiz. Aksine, kim ki Yahudilik ya da Mecusilikte ısrar ederse cizyeye tabi olacaktır. Bu mektuplar, Müslümanların Ehl-i Kitap ve diğer müşrik ve inkarcılar ile olan ilişkilerinde nasıl davranacaklarını görmeleri açısından günümüzde de çok değerli tebliğ örnekleridir. Dinsizliğe karşı mücadele etmesi gereken Müslümanların ve Ehl-i Kitab'ın birleştirilmesi için de bir yöntemdir. Bu birliktelik, Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez gelişini beklediğimiz bugünlerde dünyayı aydınlığa ve huzura kavuşturacak en önemli vesilelerden biri olacaktır.
    PEYGAMBERİMİZ (SAV) DİLİNDEN MİRAÇ GECESİ.. “Bir gece halam Ummühânî’nin evinde (bir rivayete göre Kabe’de) iken Cebrail (a.s.) geldi. ‘Ey muhterem nebi! Rabbin huzuruna varmak için kalk, melekler seni bekliyor.’ dedi. Göğsümü göbeğime kadar yardı. Kalbimi çıkarıp, iman dolu bir altın tasta yıkadı. Tekrar yerine koydu. Bundan sonra katırdan küçük ve merkepten büyük, beyaz renkte “Burak” isminde bir hayvana bindirildim. Bu hayvan, her adımını, gözün görebildiği son noktaya atıyordu. Bir anda Mescid-i Aksa’ya geldik. Cebrail, Burak’ı, bütün peygamberlerin hayvanlarını bağladıkları bir halkaya bağladı. Mescidde diğer peygamberlerin ruhları temessül etti. Bize selâm verdiler. Ben de selâmlarına karşılık verdim. Cebrail bana, ‘Öne geç ve nebilere iki rekât namaz kıldır.’ dedi. Ben de imam olup namazı kıldırdım. Cebrail bana biri süt, biri şarap dolu iki kap getirdi. Ben sütü içince, ‘Yaratılışına uygun olanı seçtin.’ dedi.” Ebu Said-i Hudrî’nin rivayetine göre, Peygamber Efendimiz şöyle devam ettiler: “Bundan sonra bir Miraç (merdiven) getirildi ki, ben ondan güzel bir şey görmedim. Cebrail, beni bu merdivenden Hafaza kapısına kadar çıkardı. Burada Cebrail, semanın açılmasını istedi ve orada şöyle bir konuşma geçti. İçerden soruldu: - Sen kimsin? - Ben Cebrail’im. - Yanındaki kim? - Muhammed (s.a.s.) - Ya! O, Resul olarak gönderildi mi? - Evet. Hemen kapıyı açtılar ve beni selâmladılar. Bir de ne göreyim! Semayı muhafaza eden İsmail isminde müekkel büyük bir melek, yanında yetmiş bin melek ve o meleklerden her birinin yanında da yüz bin melek var. Bunlardan ayrılınca; bünyesi, yaratılışından beri hiç değişmemiş bir adamın yanına geldim. ‘Ya Cebrail, bu kimdir?’ diye sorduğumda, ‘Baban Adem’dir.’ diye cevap verdi. O, bana selâm verdi ve, ‘Hoş geldin ey salih nebi, ey salih evlat!’ diye karşıladı. Sonra, ikinci semaya çıktık. Orada Yusuf (a.s.) ile buluştuk. Yanında, ümmetinden kendisine tâbi olanlar da vardı. Yüzü ayın ondördü gibi aydındı. Onunla da selâmlaştık.” Peygamber Efendimiz, üçüncü semada Yahya ve İsa (a.s.) ile; dördüncü semada İdris (a.s.) ile, beşinci semada Harun (a.s.) ile ve altıncı semada ise Hz. Musa (a.s.) ile görüşür. Resulü Ekrem, anlatmaya devam ediyor: “Daha sonra yedinci semaya geçtik. Orada İbrahim (a.s.) ile buluştum. Sırtını Beytü’l-Ma’mûr’a dayamış; beni selâmladı. ‘Hoş geldin ey salih nebi!.. Hoş geldin ey salih evlât.’ dedi. Burada bana denildi ki, ‘İşte senin ve ümmetinin mekânı.’ Sonra Beytü’l-Ma’mur’a girdim, içinde namaz kıldım. Bu beyti her gün yetmiş bin melek tavaf eder ve bir daha kıyamete kadar tavaf için bunlara sıra gelmez.” Peygamberimiz, yedinci semada gördüklerini anlatmaya devam ediyor: “Burayı gezerken bir ağaç gördüm ki, bir yaprağı bu ümmeti bürür. Ağacın kökünden bir memba akıyor ve ikiye ayrılıyordu. Cebrail’e bunu sorduğumda dedi ki: ‘Şu Rahmet Nehri, şu da Allah (c.c.)’ın sana verdiği Kevser Havuzu’dur.’ Rahmet Nehri’nde yıkandım. Geçmiş ve gelecek günahlarım affedildi. Sonra, Kevser yolunu tutarak cennete girdim. Orada gözün görmediği, kulağın işitmediği, beşerin hayal ve hatırına gelemeyecek şeyler gördüm. Bundan sonra Sidretü’l-Münteha’ya kadar çıktık. Sidre’den yükselince Cebrail durakladı ve, ‘Ya Muhammed, yemin ederim ki, ben buradan bir karış ileriye geçersem yanarım. Benim buradan ileriye geçmeye takatim yoktur.’ dedi.” İnsanlığın İftihar Tablosu, lâhut âleminin bu en yüksek yerinde “Refref” denilen bir vasıtayla Allah’ın dilediği yere gelir. Bir rivayette, Peygamberimiz şöyle buyururlar: “Sidre’den sonra öyle bir yere yükseldim ki, kaza ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesleri duydum. Arş’ın altına geldiğimde, Arş’ın üstüne baktım; ne zaman var, ne mekân, ne de cihet. Rabbimin şu lâhutî sesini işittim; “Yaklaş ey Muhammed! Ben de Kâbe Kavseyn miktarı yaklaştım. Rabbimin ilhamı ile şunları okudum: “Ettahiyyatü lillahi, vessalavatü, vettayyibatü’ (En güzel tahiyye Allah’a mahsustur. Bedenî ve malî ibadetler de O’na lâyık ve mahsustur.) Bunun üzerine Allah (c.c.) şu mukabelede bulundu: “Es-selâmü aleyke eyyühen-nebiyyü ve rahmetullali ve berekâtühü.’ (Ey nebî, selâm sana olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi de sana olsun.) Ben tekrar; ‘Esselâmü aleynâ ve ala ibadillahissalihine. Eşhedüenlâ ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühu ve ressulühu.’ (Selâm bizim ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun. Ben şehadet ederim ki, Allah birdir. Ondan başka ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed, Allah’ın kulu ve elçisidir.) dedim.” Resûlullah Efendimiz, Rabbinden birçok vahiyler alarak, aynı yollardan geri döner. Hz. Musa’nın yanına gelince; Hz. Musa, “Allah sana neler emretti?” diye sorar. Peygamberimiz de, elli vakit namazla emrolunduğunu söyler. Hz. Musa, “Ya Resulallah, elli vakit namaz, çoktur. Bu, senin ümmetine ağır gelir, yapamazlar. Rabbine iltica et de hafifletsin.” der. Bunun üzerine, Peygamberimiz tekrar geri dönüp, namazın hafiflemesini diler. Önce on vakit kaldırır. Peygamberimiz, Hz. Musa’nın yanına gelip durumu bildirince; Hz. Musa, bunun da çok olacağını söyler. Bu minval üzere Peygamberimiz birkaç kere geri dönerek Rabbine iltica eder ve böylece; namaz beş vakte kadar indirilir. En sonunda Peygamber Efendimiz Mekke’den ayrıldığı noktaya getirilir. (Buhari, Salât, 8; Bed’ü’l-halk, 6; Mi’râc, 42; Tevhid, 37; Menakıb, 41; Müslim, İman, 75; Şevkânî, 5/123/124; Taberî, 15/5)
    Sonsuz Azaptan Kurtulmak İçin BU BİR HATIRLATMADIR.... Kuran ahlakından yüz çeviren kişilerin hiçbir kurtuluşlarının olmayacağı cehennemde dehşet verici bir azapla karşılaşmaları sadece bir an meselesidir. Bu nedenle her insan, KURAN'DA anlatılan gerçekleri öğrendiğinde hiç zaman yitirmeden içinde bulunduğu yanlışlıktan geri dönmeli, Rabbimiz'den bağışlanma dileyerek O'nun yolunda çaba harcayacağı bir hayatı seçmelidir. Kuran'da şöyle bildirilmektedir: O inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler. Onları bırak, yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İleride bileceklerdir. (Hicr Suresi, 2-3) Sonsuz azaptan ve bu pişmanlıktan kurtulmanın ve Allah'ın rızasını ve cennetini kazanmanın yolu ise çok açıktır: Geç olmadan Allah'a gönülden iman etmek ve tüm yaşamını O'nu razı edeceği umulan davranışlarla geçirmek Rabbiniz'den olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Al-i İmran Suresi, 133)
    HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?... Dünyaya gelmeden önce yok olduğunuzu ve yokken bir anda var olduğunuzu hiç düşündünüz mü? Muzun, karpuzun, kavunun, portakalın kabuklarının kaliteli birer ambalaj görevi gördüğünü, bu meyvelerin tatlarının ve kokularının korunması için özellikle bu ambalajların içine paketlendiklerini hiç düşündünüz mü? Hayatınızın büyük bir hızla gelip geçtiğini, bir gün güçten düşerek yaşlanacağınızı, güzelliğinizi, sağlığınızı, gücünüzü yavaş yavaş kaybedeceğinizi hiç düşündünüz mü? Bir gün, hiç beklemediğiniz bir anda Allah'ın görevlendirdiği ölüm meleklerini karşınızda görerek bu dünyadan ayrılacağınızı hiç düşündünüz mü? Peki insanların kısa sürede terk edecekleri bir dünyaya neden bu kadar çok bağlandıklarını ve asıl yapmaları gerekenin ahiret için çaba göstermek olduğunu hiç düşündünüz mü? İnsan, Allah'ın yarattığı ve düşünme yeteneği verdiği bir varlıktır. Ne var ki, insanların çoğunluğu bu çok önemli yeteneği gereği gibi kullanmazlar. Oysa her insan kendisinin dahi farkında olmadığı bir düşünce kapasitesine sahiptir. İnsan bu kapasiteyi kullanmaya başladığında o güne kadar fark edemediği birçok gerçeği görür. Düşüncede derinleştikçe düşünme kapasitesi gelişir ve bu herkes için mümkündür. Ancak bu noktada önemli olan, insanın "düşünmesi" gerektiğini fark etmesidir. Bunu fark eden her insanın başta kendisinin, daha sonra evrende gördüğü herşeyin ve yaşamı boyunca karşılaştığı her olayın yaratılış amacını düşünmesi gerekir. Bu konuda Kuranda şu şekilde buyrulmuştur: Kendi nefisleri konusunda düşünmüyorlar mı? Allah, gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre (ecel) olarak yaratmıştır. Gerçekten, insanlardan çoğu Rablerine kavuşmayı inkar ediyorlar. (Rum Suresi, 8)
    Hastalıklardaki Bazı Hikmetler * Hastalık insana acizliğini ve Allaha muhtaç olduğunu hatırlatır. Mikroskobik bir virüsün kendi bedeni üzerinde meydana getirdiği zayıflığa engel olamayan insan, böyle anlarda acizliğini ve Allaha ne kadar muhtaç bir durumda olduğunu çok daha iyi kavrar. * Hastalıkla birlikte sağlıklı olmanın Allahın bir lütfu ve nimeti olduğu daha iyi anlaşılır. Uzun süre hasta olmayan, dolayısıyla bir rahatsızlık, ağrı ya da acı hissetmeyen insan bu duruma alışır. Ama ani bir hastalık ile karşılaştığında aslında sağlıklı olmanın Allahın bir lütfu olduğunun farkına varır. * İnsan ciddi bir hastalıkta dünyanın geçiciliğini, ölümü ve ahireti daha çok düşünür hale gelebilir.Bazı insanlar hayati önemi olan bir hastalığa yakalandıklarında ya da bir uzuvlarını kaybettiklerinde bunu kendileri için kötü bir olay olarak değerlendirebilirler. Oysa belki de bu kişinin hastalığı dert olarak, bela olarak değil, ahirette kurtuluş bulması ve yalnızca Allaha yönelmesi için bir vesile olarak kendisine verilmiş olabilir. * İnsanın Allaha olan duası ve yakınlığı artar. Ciddi bir hastalığın vücut üzerindeki belirtileri arttıkça birçok insan düşünmekten kaçtığı ölümü düşünmeye başlar ve bu durumda kişi tüm samimiyetiyle Allaha dua ederek sağlıklı bir hale gelmeyi ister. * Hastalığı öncesinde Allaha tam olarak teslim olmamış bir kişi belki hastalığı sayesinde bu güzel özellikleri kazanabilir; geçici dünya hayatındaki kısa süreli sıkıntılarının karşılığında sonsuz cennet hayatının nimetlerine kavuşmayı umabilir. Allah dilerse insan hiçbir zaman hasta olmaz, ağrı duymaz veya acı çekmezdi. Ama eğer insan böyle bir zorlukla karşılaşırsa da, bilmelidir ki bu zorluğu yaşamasının, hem dünyanın geçiciliğini hem de Allahın sonsuz gücünü anlayabilmesi açısından pek çok hikmeti vardır. Unutulmamalıdır ki, bu gerçeği kalben kavrayabilmek ve asıl olarak böyle bir olayla karşılaştığında güzel ahlak gösterebilmek çok önemlidir.

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • rindiseyda
  • muhammetreis0678
  • mansur
  • candedim
  • hacihocahafiz
  • hasretim82
  • zerirem
  • gezegen42
  • bismihu
  • djazemimm87
  • dkabogretmeni
  • hasanbeyan
  • ahuozturk
  • receppiskin
  • nurbozkurt
  • karacicek
  • kirmizikaranfil
  • yasinsengul
  • gulsahhhh
  • nurrisalelerim
  • sariyahsiligorkem
  • destebasi
  • islamiyetnurlari
  • aydinli09
  • sorularlaislam
  • Sevdalist - Sevdalara.net
    Sayfa: 1 - Toplam: 44
    | Sonraki Sayfa
    ÖNEMLİ BİR AÇIKLAMA... SEVGİLİ MİSAFİRLER AŞAĞIDAKİ VİDEOLAR DÜŞÜNEN İNSANLAR İÇİN HAZIRLANMIŞTIR. BU VİDEOLARDAKİ DİĞER BİR AMAÇTA TÜM İNSANLARI BİRKEZ DAHA OLSUN DÜŞÜNMEYE DAVET ETMEKTİR.LÜTFEN DİKKATLE ANLATILAN KONULARI DİNLEYELİM. İNANIN BURADAN ALACAĞINIZ BİLGİ SİZİ GERÇEĞİ DÜŞÜNMEYE, VİCDANINIZIN SİZİ DOĞRUYA ÇAĞIRAN SESİNİ DÜŞÜNMEYE YÖNELTECEKTİR. SEVGİLİ KARDEŞLERİM, BAZI İNSANLAR ÖLÜMDEN SONRA HAYATIN OLMAYACAĞINI DÜŞÜNÜRLER OYSA BU BÜYÜK BİR HATADIR. ŞUNU ASLA UNUTMAYINIZ. EĞER ONLARIN DEDİĞİ DOĞRUYSA BİZİM HİÇBİR KAYBIMIZ OLMAZ. BİZLERDE ONLAR GİBİ YOK OLUP GİDERİZ. AMA YA BİZİM DEDİĞİMİZ DOĞRUYSA. O ZAMAN ONLARIN HALİ NE OLACAK... ONUN İÇİN İNANCINIZDAN ASLA ÖDÜN VERMEYİNİZ. VE SİZİN VİCDANINIZIN DOĞRUYA ÇAĞIRAN SESİNİ ASLA SUSTURMAYINIZ. ÇÜNKÜ YARIN HUZUR MUTLAKA İNANANLARIN VE KURAN AHLAKINI YAŞAYANLARIN OLACAKTIR .. SELAM VE DUA İLE KARDEŞİNİZ. TURGUT...... NOT: SEVGİLİ KARDEŞLERİM BAĞLANTILAR BÖLÜMÜNDE ZİYARETÇİ DEFTERİ EKLENMİŞTİR. DÜŞÜNCELERİNİZİ PAYLAŞMANIZI İSTERİM. SEVGİYLE KALINIZ. AYRICA VİDEOLARIN YÜKLENMESİ BİRAZ UZUN OLABİLİR. YÜKLENDİKTEN SONRA RAHATCA İZLEYEBİLİRSİNİZ.